Heybeyi Doldurabilmek

Heybeyi Doldurabilmek min

Biz insanoğlu sonsuz bir bellek, hafıza yeteneği ile hayata adım atarız. Hafızamızda ihtiyaç duyduğumuz her şeyi kodlamaya yetecek kadar alan mevcuttur. İnsan beyni sınırları olmayan bu denli mucizevi bir organken var olan bu kapasiteyi kullanıyor muyuz? Bir başka deyişle “heybe”mizi, aklımızı nelerle dolduruyoruz? Kaç kelimeyle konuşuyor, kaç sözcükle meramımızı anlatıyoruz? Aklımızdan geçenleri; yeterli bir kelime varlığıyla,  sağlıklı cümlelerle karşı tarafa iletebiliyor muyuz? Ya da ifade kabiliyeti güçlü bireyler olabilmek için emek sarf ediyor muyuz?

Dijital bir çağda yaşıyoruz…

Kolay erişiyor, kolay tüketiyoruz. Etrafımıza şöyle bir baktığımızda hayatımızı belki de tümüyle kuşatan sosyal ağlar, içeriği kültürümüzle örtüşmeyen ögelerle bezenmiş diziler… Düşünmeyen, üretmeyen, sadece harcamaya odaklı bir bakış açısı… Bu faktörlerin yaşamımızı, dilimizi,  hafızamızı hatta davranışlarımızı etkilediği yadsınamaz bir gerçek. Tam da bu noktada başlıyor asıl hadise… Olumsuzlukları tersine çevirmek, zamanı verimli kullanmak, teknolojinin yaşamımızı sürdürürken bir amaç değil, araç olduğunu görmek… Ailede başlayan eğitimin yine aile sıcaklığında okulda sürmesi, aile ve okulun verimli iş birliği sayesinde okuyan, araştıran, donanımlı bir gençlik yetiştirebilmek…

teknoloji çocuklar

Etrafımızdaki olumsuzlukların farkında olarak şunu çok iyi biliyoruz: Dilimiz, lisanımız sayesinde geçmişimiz hakkında bilgi sahibi oluyor, kültürümüzü öğreniyor, besliyor ve gelecek kuşaklara aktarıyoruz. Bu nedenle bizler, okulumuzda köklü bir geçmişe sahip olan eşsiz ve benzersiz dilimizin farkında olan, heybesinde 300-500 sözcük taşıyan değil; her geçen gün arttıran, okuyan, eleştirel düşünen gençler yetiştirmek için emek sarf ediyoruz. Son araştırmalar da bize doğru yolda olduğumuzu gösteriyor: Artık günümüzde sadece mantıksal zekâ yetmiyor. Duygusal zekâ ile mantıksal zekâ bir araya geldiğinde başarı açığa çıkıyor. Bunların yanında önemli oranda dili kullanma becerisi ve hitabet gücüne sahip bireyler kişiler arası iletişimde etkileyici güce sahip oluyor. Sonuç olarak başarı kaçınılmaz oluyor.

Bu sebeptendir ki ÖSYM’nin son yıllardaki çıkmış Türkçe sorularına baktığımızda anlama dayalı soruların ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Yani okuyan, anlayan, anladığının sentezini yapan, bunu yaparken de zamanını çok iyi tanzim eden bir gençlik hedefleniyor. Ezberleyen bir gençlik değil. Tüm bu sıraladıklarımızı her mecrada öğrencilerimize anlatıyoruz. “Günün Sözü” (salık vermek, kanıksamak, salt) etkinlikleriyle ufuk açmaya çalışıyor, onları araştırmaya sevk ediyoruz. Edebiyatımızın seçkin eserlerini birlikte okuyor ve yorumluyoruz. Bu uğurda yolumuz uzun bir o kadar da  güzel… Sadece okul olmakla değil, aile gibi okul olmakla… Aile ve okulun iş birliğiyle… El ele…

Serap BAYRAM

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Bu içerik faydalı mı?
EvetHayır

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed